Diyabetik ayak yarası olan hastaların ve ailelerin en çok korktukları şüphesiz şudur: “Bu bacak kesilecek mi?”.
Bugün dünyada ve ülkemizde her 30 saniyede bir diyabet hastasının uzvu kaybediliyor. Diyabetik ayakta bacak kesilmesi bir kader değildir; aksine, büyük oranda önlenebilir bir süreçtir. Doğru yaklaşımla bu kesilmelerin %85’ten fazlasını engellemek tamamen bizim elimizdedir.
Peki, bir ayağı veya bacağı kaybetme noktasına getiren şey tam olarak nedir? Burada karşımıza iki büyük suçlu çıkar: Damar Tıkanıklığı ve Enfeksiyon.
1. Görünmeyen Tehlike: Dolaşım Bozukluğu ve Tıkalı Damarlar
Diyabetik ayak hastalarının bir çoğunda az veya çokj nöropati yani sinir hasarı vardır. Bu sinir hasarı yara lişirken ağrı- acıma gibi belirtilerin ortaya çıkmasını engeller. Sinsi bir şekilde ilerleyen doku harabiyeti eğer damar tıkanıklığı da varsa kangrene dönüşeblir. Amputasyon yani bacak kesilmesine giden süreçte tetiği çeken şey çoğunlukla damar tıkanıklığıdır.
Şöyle düşünün: Bir tarlanız var, toprağa tohum attınız (yani yarayı pansuman ettiniz), üstüne en iyi gübreleri (yani antibiyotikleri) döktünüz. Ancak tarlaya giden ana su kanalı tıkalı. O toprak ürün verir mi? Vermez. İşte ayaktaki dokular da tam olarak böyle çalışır. Kan, dokuya oksijen, besin ve vücudun savunma hücrelerini taşır. Damarlar tıkalıysa yara iyileşmez, verilen antibiyotik yara bölgesine ulaşamaz ve doku yavaş yavaş ölmeye başlar.
İstatistiksel olarak, diyabetik ayak yarası gelişen hastaların en az %50’sinde orta veya ileri derecede Bacak damar tıkanıklığı (Periferik Arter Hastalığı) mevcuttur. Daha da kritik olanı, diyabet hastalarında damar sertliği toplumun kalanında görülen aterosklerozdan farklı olarak büyük damarları değil diz altı ve ayaktaki ince damarların tıkanmasına sebep olur. .
Kısacası: Kanın gitmediği ayak iyileşmez. Bacağı kesilmekten kurtarmanın birinci şartı, ne yapıp edip o ayağa kan akışını yeniden sağlamaktır
2. Enfeksiyon ile Mücadele
Diyabetik ayak yaralarında bacağın acilen kesilmesine yol açan birinci sebep genellikle tıkanıklığın kendisi değil, o tıkanıklığa eklenen ağır ve kontrolsüz enfeksiyondur.
Nöropati nedeniyle hissini kaybetmiş bir ayak, ayakkabının içindeki bir taştan veya küçük bir nasırdan dolayı yaralanır. Dolaşım da yetersiz olduğu için vücut orada başlayan mikroplarla savaşamaz. Birkaç gün içinde o küçük yara derinleşir, cilt altı dokulara, tendonlara ve en nihayetinde kemiğe kadar ulaşır (osteomiyelit). Enfeksiyon kana karıştığında ise durum sadece ayağı değil, hastanın hayatını tehdit eden bir tabloya (sepsis) dönüşür.
İstatistikler gösteriyor ki, acil şartlarda yapılan büyük ampütasyonların (diz altı veya diz üstü kesilmelerin) %70’ten fazlası, kontrol altına alınamayan derin doku enfeksiyonları ve gazlı gangren nedeniyle gerçekleşmektedir.Tedavi edilmemiş damar tıkanıklığı ve enfeksiyon, bacakta bir kısır döngü yaratarak amputasyona giden süreci kaçınılmaz hale getirebilir.
Küçük Bir İhmal, Büyük Bir Kayıp Demektir
Diyabetik ayakta süreç genellikle çok sessiz başlar. Hastalar çoğu zaman “Hiç ağrım yoktu, sadece biraz kızarmıştı” derler. İşte tehlike tam olarak buradadır: Ağrının olmaması, durumun iyi olduğu anlamına gelmez; aksine sinirlerin öldüğünü gösterir. Ağrı hissetmeyen bir ayak gelmekte olan tehlikenin farkedilmemesine neden oluır.
Sonuç olarak; ayağınızda veya bir yakınınızda iyileşmeyen bir yara, renk değişimi veya soğukluk varsa “zamanla geçer” diyerek beklemek yapılabilecek en büyük hatadır. Günümüz medikal teknolojileri, gelişmiş anjiyo teknikleri ve profesyonel yara bakım ürünleri sayesinde, zamanında başvurulan vakalarda bacak kesilme riski minimuma indirilebilmektedir.